_________________________________________________________________________________________________________
Mar
11th

Eski İstanbul Fotoğrafları

Files under İstanbul | Leave a Comment

Ahırkapı

Alman Çeşmesi

Arnavutköy

Atmeydanı Dikilitaş 1920 (more…)

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
11th

Dünyanın 2. Büyük Feneri; Şile

Files under İstanbul | Leave a Comment

ŞİLE
Nüfus: 32.447 (2000)

Şile, tarihi M.Ö. 12.000 – 6.000’lere kadar inen bir yerleşim birimidir. “Şile” Yunanca bir kelime olup Türkçe’de Mercanköşk anlamına gelen tepelerde ve dağ sırtlarında yetişen güzel kokulu çiçekler açan ıtırlı bir bitki adıdır. İlçe geçmişten bu yana Aschil, Philee, Artene, ve Kilia adları ile anılmıştır.

Türkiye’nin kuzeybatısında Marmara Bölgesi’nin kuzeydoğusunda, Çatalca – Kocaeli bölümünde, Kocaeli Yöresinde ve Kocaeli Yarımadasının Karadeniz kıyısında yer alır. İlçenin doğusunda Kocaeli ilinin Kandıra, güneyinde yine Kocaeli’nin Gebze, güneybatısında İstanbul’un Kartal ile Ümraniye, batısında İstanbul’un Beykoz ilçeleri, kuzeyinde ise Karadeniz bulunur. İlçe alanı 736 km’ dir.

Batıda Kurnaköy, güneyde Değirmençayırı Köyü, doğuda ise Ağva beldesi arasında uzanan Şile ilçe arazisi, kabaca ters bir üçgen şeklindedir. Şile merkezinin İstanbul’a ( İstanbul’un merkez ilçelerinden Ümraniye’ye) uzaklığı 55 km’dir. Köylerine asfalt ve stabilize yollarla ulaşım mümkündür.

Şile’yi dünyaya tanıtan en önemli kültür varlığı Şile Bezidir. Şile Bezinin tarihi Osmanlı Türklerinin Şile’ye yerleşmesinden sonra başlamaktadır. El tezgahlarında pamuk ipliğinden dokunan tamamen şileye ait otantik bir kültür mirasıdır. Şile’ye özel bir kültür mirası olması ona Şile Bezi ismi verilmesini sağlamıştır. Şile’li kadınlar emeklerini, duygularını ve yüreklerindeki sanat yansımalarını Şile Bezi üzerine nakışlarla süslemektedirler. Şile Bezinden çeşitli giysiler üretilmektedir. Şile Bezi’nin en önemli özelliği teri emerek vücudu serin tutmasıdır.

Dünyanın 2. Büyük Feneri olan Şile Fenerinin tarihi değeri oldukça büyüktür. Kırım Harbinde, Karadeniz’den İstanbul Boğazına girecek gemilerin yollarını bulabilmeleri için yapılmış fenerlerden biridir. Bu amaçla Boğazlar civarında 1856 yapılan Anadolu Fenerinden sonra 1858 – 1859 yılları arasında inşa edilmiştir. Taş kısmını Türk Mimarlar, metal aksamı ve mercek-kristal sistemini de Parisde bulunan Paris – Barbir fabrikasında yapılmıştır. Uluslar arası standartlarında birinci sınıf deniz feneridir.
(more…)

,

Mar
11th

İstanbul İlçeleri (Adalar)

Files under İstanbul | Leave a Comment

Nüfus: 17.760 (2000)

Adalar Tarih:
İstanbul adaları tarih boyunca pek çok isme sahip olmuştur. Bunlar; Evliya adaları,  Kesiş adaları- Ruh adaları-, Cin adaları-Halka adaları, Prens adaları, Kızıl adalar gibi. Bunların en yaygın ve dünyaca tanınan Prens Adaları’dır. Nedeni de Roma devrinden, Bizans devrinin sonrasına kadar asillerin, prenslerin, hatta kraliçelerin adalara sürgün edilerek buralarda çeşitli işkence görerek öldürülmeleridir. Heybeliada’nın en yaygın isimleri Dimoniso,Khalky, Halkitis ve Halki’dır. Halk arasında en çok kullanılan Halki olmuştur.
Adalar Coğrafyası:
Adalar, İstanbul’un doğal zenginliğini pekiştiren jeolojik oluşumlardır. Jeolojik ve  topoğrafik yapı bakımından  dördüncü zaman başlarında bir çöküntü ile Kocaeli Yarımadası’ndan ayrılmış kara parçaları olduğu kabul edilmektedir. Adalar, dünyamızın oluşumu sırasında, Trakya /Kocaeli penepleninin yer yer alçalıp yükselmesi, bilhassa Boğazların açılıp, güney bölümünün deniz sularının altında kalması sonucu,  bu peneplenin sular üzerinde kalmış parçalarıdır.
Adaları, coğrafi dağılımları bakımından merkezi ve çevresel olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür. Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kaşıkadası merkezi grubu oluştururlar. Kınalıada, sedefadası, Tavşanadası, Yassıada ve Sivriada’dan oluşan ikinci grup, ilk grupta yer alan adaları çepeçevre kuşatır.
Adalar’ın tamamı,16 Km2 yüzölçüme sahip olup, bunun yaklaşık 542 hektarı binalarla kaplıdır. Diğer kısımlar genelde ormanlık, makilik ve kayalıktır.
Adalar’ın en yüksek tepesi, Büyükada’nın güneyinde yükselen Yücetepe’dir. Yüksekliği 202 m.’dir. Yücetepedeki manastırın IV. Murat’tan sonra (1623-1640) ruh ve sinir hastalıklarının tedavisi amacıyla kullanıldığı bilinmektedir.
Adalar’ın kuşbakışı görünümleri sadedir. Kıyılar, genellikle girintisi çıkıntısı fazla olmayan eğriler çizer. Koylar fazla içerlek değildir. Büyükada, düztaban bir ayak izini andırır. Heybeliada, geriye doğru bakan bir serçenin profiline benzer. Burgazada ve Kınalıada dairesel görünümlüdür.
Boyu en uzun ada, Büyükada (5200 metre), eni en geniş ada ise Heybeliada (2000 metre) dır.
(more…)

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mar
11th

Atatürk Olimpiyat Stadyumu

Files under İstanbul | Leave a Comment

Atatürk Olimpiyat Stadı Olimpiyatlara hazırlık amacı ile yaptırılmıştır. 1999 yılında İstanbul’un İkitelli bölgesinde 584 hektarlık alana Olimpiyat Parkı’nın en büyük projesi olan Atatürk Olimpiyat Stadı’nın yapımına başlandı. 2002 yılında tamamlanan stad 80.567 kişi kapasiteli olup bünyesinde her türlü organizasyon için evsahipliği yapabilecek alt yapı mevcuttur. Dünyanın sayılı stadlarıdan Atatürk Olimpiyat Stadı büyük organizasyonlara ev sahipliği yapmıştır. İtalya’da “Cribaudo Yayınevi” tarafından 2004 yılında yayınlanan “Stadi Del Mondo” (Dünya Stadları) adlı kitapta dünyanın en büyük ve en önemli stadları arasında gösterilen Atatürk Olimpiyat Stadyumu UEFA nın 5 yıldızlı stadları listesinde yer almaktadır. Her türlü spor, sosyal ve kültürel faaliyetlerin yapılabildiği stadda, sporcu, antrenör ve eğitimci yetiştirilebilecek alt yapı bulunmaktadır. Ayrıca 9 kulvarlı ana atletizm pistinin haricinde 2 adet ışıklandırılmış antrenman ve atletizm sahası bulunmaktadır.

31 Temmuz 2002′de Galatasaray-Olympiakos dostluk maçı ile açılmıştır. 2003-2004 ve 2006-2007 sezonlarında Galatasaray İstanbul’daki Şampiyonlar Ligi maçlarını burada oynadı. 2004 ve 2005 yıllarındaki Türkiye Kupası final maçları ile 25 Mayıs 2005′de oynanan Liverpool-Milan Şampiyonlar Ligi final maçı da bu statda oynanmıştır.


Mar
11th

Ihlamur Kasrı

Files under İstanbul | Leave a Comment

Beşiktaş’taki “Ihlamur Kasrı ve Bahçesi” terkedildiği izlenimini veren durumdan hızla kurtarılarak 29 Kasım 1985′te ziyarete açılmış ve başta çevre halkı ve okulları olmak üzere tüm eğitim kuruluşları için yeniden düzenlenmiştir.
Bugün, çevresinin gürültü ve karmaşasından kendini yüksek duvarlarla koruyan Ihlamur Kasrı çok eskilerden bu yana Ihlamur Mesiresi adıyla anılan bir dinlenme alanının içinde kurulmuş iki yapıdan oluşur. Havuzlu Ihlamur Mahalli, Muhabbet Bahçesi ve Hacı Hüseyin Bağı adlı üç bölümden meydana gelen bu dinlenme alanının, Sultan III. Ahmet döneminde (1703-1730) bir “hasbahçe”ye dönüştürüldüğü, I. Abdülhamit (1774-1789) ve III. Selim (1789-1807) dönemlerindeki düzenlemelerden sonra XIX.’ncu yüzyılın ilk yarısında Sultan Abdülmecit’in de ilgisini çektiği bilinmektedir. Sultan burada bulunan sade bir bağ evine sık sık gelerek dinlenir, bazı konuklarını, bu arada ünlü Fransız şairi Lamartine’i burada kabul ederek görüşürdü. Daha sonra da bu sade ve küçük kasrın yerine 1849-1855 yılları arasında, bugün bulunanları yaptırdı. Yapılardan biri Merasim Köşkü (törenler için düşünülmüş ve kullanılmıştır.) öbürüyse Maiyet Köşkü (Sultanın maiyeti, kimi zaman da haremi için kullanılmıştır) adlarıyla anılmış, ikisine birden de Ihlamur Kasrı (ya da kasırları) adı verilmiştir.

(more…)


Mar
11th

Çemberlitaş (Constantinus) Sütunu

Files under İstanbul | Leave a Comment

İmparator Contantinus, kenti yeni baştan kurarken yaptırmış olduğu Constantinus Forumu’nun ortasına ismini taşıyan bir dikilitaş koydurmuştur. Bu meydanı 328’de yaptırırken orada bulunan daha önceki dönemlere ait nekropolü toprakla doldurmuş ve zemini 15 m. yükseltmiştir.

İstanbul’un 1919-1923 Yıllarındaki işgali sırasında burada kaçak bir kazı yapılmıştır. Bunun ardından C.Vett ile E.Mamboury tarafından yapılan araştırmada forumun döşemesi ile onun 5 m. altında nekropolle karşılaşılmıştır.

Dikilitaşın gövdesini oluşturan porfirden yontulmuş, silindirik, vişne çürüğü rengindeki taşlar Roma’dan getirilmiştir. Sütun parçalarının uçları kabartma çelenkler biçiminde işlenmiş ve ek yerleri gizlenmiştir. Yüksekliğinin 50 m.yi bulduğu iddia edilmişse de bugün 35×37 m. arasında olup dört basamaklı bir kaide üzerine oturtulmuştur. Bu sütunun Romalılar tarafından Frygia’dan getirilerek Roma’daki Apollon Mabedi önünde olduğu ve üzerinde de güneşi selamlar konumda Apollon’un heykelinin bulunduğu kaynaklarda yer almıştır. İmparator Constantinus, taşın üzerine Güneş tanrısı Helios’u anımsatan kendi heykelini koydurmuş, başının etrafına da yedi sembolik çivi yerleştirmiştir. Heykelin sol elinde üzerinde haç bulunan altın bir küre, sağ elinde de bir mızrak tutuyordu. Heykelin Hıristiyanlığı vurgulaması için daha geç devirlerde üzerine bir kitabe konulmuştur:
(more…)


Mar
11th

Dolmabahçe Sarayı

Files under İstanbul | Leave a Comment

Dolmabahçe Sarayı, Avrupa sanatı üslûplarının bir karışımı olarak 1843-1856 yılları arasında inşa edilmiştir. Sultan Abdülmecit’in mimarı Karabet Balyan’ın eseridir. Osmanlı Sultanlarının her devirde birçok sarayı bulunurdu. Ancak esas saray Topkapı, Dolmabahçe Sarayının tamamlanmasından sonra terk edilmiştir. Dolmabahçe Sarayı 3 katlı, simetrik planlıdır. 285 odası ve 43 salonu vardır. Denizden 600 metrelik bir rıhtımı, kara tarafında ise birisi çok süslü 2 abidevi kapısı vardır. Bakımlı ve güzel bir bahçenin çevrelediği bu sahil sarayının ortasında, diğer bölümlerden daha yüksek olan tören ve balo salonu yer alır.

Sarayın giriş tarafı Sultanın kabul ve görüşmeleri, tören salonunun diğer tarafındaki kanat ise harem bölümü olarak kullanılmıştı. İç dekorasyonu, mobilyaları, ipek halı ve perdeleri ve diğer tüm eşyası eksiksiz olarak, orijinaldeki gibi günümüze gelmiştir. Dolmabahçe Sarayı mevcut hiçbir sarayda bulunmayan bir zenginlik ve ihtişama sahiptir. Duvar ve tavanlar devrin Avrupalı sanatkârlarının resimleri ve tonlarca ağırlığında altın süslemeleri ile dekore edilmiştir. Önemli oda ve salonlarda her şey aynı renk tonuna sahiptir. Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke ile kaplıdır. Meşhur Hereke ipek ve yün halıları, Türk sanatının en güzel eserleri, birçok yerde serilidirler. Avrupa ve Uzak doğunun ender dekoratif el işi eserleri sarayın her yerini süslerler. Pırıl, pırıl kristal avize, şamdan ve şömineler sarayın pek çok odasında güzelliklerini sergilerler. Dünyadaki saraylar içerisinde en büyük balo salonu buradakidir. 36 m. Yüksekliğindeki kubbesinden ağırlığı 4.5 ton olan devasa kristal avize asılı durur. Önemli siyasi toplantılarda, tebrik ve balolarda kullanılan bu salon, önceleri alttaki, fırına benzer bir düzen ile ısıtılırdı. Saraya kalorifer ve elektrik sistemi daha sonraları eklenmiştir. 6 Hamamdan Selamlık bölümündeki, eşi olmayan, güzel oymalı alabaster mermerleri ile dekorludur. Büyük salonun üst galerileri orkestra ve diplomatlar için ayrılmıştı.

Uzun koridorlar geçilerek varılan harem bölümünde, sultan yatak odaları ve sultanın annesinin bölümü ile diğer kadın ve hizmetkârların bölümleri bulunmaktadır. Sarayın kuzey eklenti bölümü şehzadelere tahsis edilmişti. Girişi Beşiktaş semtinde olan yapı Resim ve Heykel Müzesi olarak hizmet vermektedir. Cumhuriyet döneminde, Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde ikametgâh olarak kullanılan sarayda en önemli olay 1938’de Atatürk’ün ölümüdür. Halkın ziyaretine açık tutulan Atatürk’ün naşı buradan Ankara’ya gönderilmişti. Halen saraydaki saatler bu büyük Türk’ün anısına ölüm saatinde durdurulmuştur. Dolmabahçe sarayı haftanın belirli günlerinde ziyarete açık olup, görülmesi şart olan İstanbul hazinelerinden bir diğeridir.


Mar
11th

Mısır (Theodosius) Dikilitaşı

Files under İstanbul | Leave a Comment

Mısır Obeliski

İki Obelisk M.Ö. 1490’lı yıllarda Mısır Firavunu III. Tutmosis tarafından, ordularının Mezopotamya’da kazandıkları zaferlerin şerefine Luksor’da, Karnak mabedinin önüne dikilmişti. Obeliskler ender kalitede pembe granitten yapılmıştı. 4.yy.’da kesin bilinemeyen bir Roma İmparatoru yapmaya muktedir olduğu, halkı heyecan ve takdir hisleri içinde bırakacak bir olay düşünerek tonlarca ağırlığındaki bir obeliski İstanbul’a getirtti. Yıllarca hipodromdun bir köşesinde bırakılan obelisk I. Theodosius zamanında 390 yılında, şehrin idarecilerinden Proclus tarafından büyük zorluklarla dikildi. Her devirde “tılsımlı” bir abide sayılan eser İstanbul’daki en eski tarihi abidedir. Obelisk, rölyeflerle süslü Roma devri kaidesinin üzerindeki 4 bronz blok üzerine yerleştirilmiştir. Kaidede İmparator, çocukları ve diğer önemli kişilerin imparatorluk locasından yarışları seyir etmeleri, halkın, müzisyenlerin, dansözlerin hareketleri ve araba yarışları konu edilmektedir. Kaidesi ile birlikte yüksekliği 25.60 m’dir.


Mar
11th

Yıldız Sarayı

Files under İstanbul | Leave a Comment

Boğaziçi’ne hakim tepeler ve vadileri kaplayan geniş alan üzerine serpiştirilmiş, yüksek duvarların çevrelediği avlular içerisinde köşkler, bahçeler kompleksidir. İstanbul’un bu ikinci büyük sarayı günümüze değişik hizmetlere ayrılmış, bölünmüş durumu ile gelmiştir. Hep saray kullanımında olan 500 bin metre karelik koruda 19 yy. başlarında yapılan ilk köşkü diğerleri takip etmiş ve Sultan II. Abdülhamit’in şüpheci şahsiyeti buraları daha emniyetli kabul edince, şimdiki halinde gelişmiştir. Sultan 33 yıllık saltanatında, şehir içinde şehir gibi olan bu korunaklı sarayı resmi dairesi ve haremi olarak kullanmıştı. Geçit ve kapılarla ayrılmış avlularda köşkler, havuzlar, seralar, kuşhaneler, atölyeler ve hizmetli binaları yer alırdı. İki ana girişi yanında birer küçük ve şirin camii bulunur. Zaman içerisinde Harp Akademileri için kullanılan binalar boşaltılmış, kuzey sınırındaki askeri tesisler halen aynı maksatla kullanılmakta, diğer bölümler ise Yıldız Teknik Üniversitesi, Belediye, Milli Saraylar idaresi, İslam Tarihi Sanatları ve Kültürleri Araştırması Organizasyonuna tahsislidirler.

(more…)


Mar
11th

Heybeliada

Files under İstanbul | Leave a Comment

Heybeliada, daha çok mütevazı bir kasabaya benzer. Belki bunda uzun yıllar adanın sembolü olan Deniz Harp Okulu ile Deniz Lisesi Komutanlığı’nın var olması ve bu nedenle adada ayrı bir disiplinin egemen olmasıdır.

Deniz Harp Okulu Tuzla’ya taşındıktan sonra, askeri alan Deniz Lise Komutanlığı olarak hizmetini sürdürmektedir.

İskele çıkışında sağa kıvrılan yol sizi fayton duraklarına götürür. Sol yanda çardaklar ya da sundurmalar altında yan yana çay bahçeleri sıralanmıştır. Sol tarafta Deniz Lisesi’nin ana giriş kapısı, karşıdaki yokuşta da bahriyelilerin “Lumbarağzı” dediği personel giriş çıkışında kullanılan küçük kapı yer alır.

Yokuşta tırmanmayı sürdürdüğünüz zaman önce yerleşim alanlarının, mahallelerin içinden geçer ve Ruhban Okulu’na ve Aya Triada Manastırı’na ulaşırsınız. Şimdiki adı Heybeliada Rum Erkek Lisesi olan ve tarihi hayli eskiye dayanan okulun açılış tarihi 1200′lere uzanıyor. Birçok Ortodoks din adamı yetiştiren okul, 1971′de Lise’ye dönüştürüldü. Hiç öğrencisi olmamasına rağmen müdürü ve yardımcıları görevde.

İskele’den sağa dönüp, çay bahçelerini, lokantaları ve fayton duraklarını geride bırakırsanız, Değirmen Burnu’na kadar zevkli bir yürüyüş yapabilirsiniz.

Değirmen Burnu Piknik Alanı

Tipik bir kır kahvesinin bulunduğu alana 500 bin TL. ödeyerek girebilirsiniz. Burada  çay ve kahvenin yanı sıra ızgara çeşitleri de bulabilirsiniz. Eğer malzemenizi birlikte getirmişseniz, 1.5 milyon TL.’sına mangal da kiralayabilirsiniz. Kiralık sözünü etmişken hatırlatalım. Burada da tıpkı Büyükada’da olduğu gibi bisikletler saati 1.5 milyon TL.’sına kiraya veriliyor.

Burnun hemen arkasında Heybeliada Su Sporları Kulübü yer alıyor. Yürüyerek ulaştığınız bu bölge, faytoncuların “Küçük Tur” olarak adlandırdıkları saha. 4 milyon TL. karşılığı gezdirdikleri güzergah iskelede son buluyor.

Çarşı içinden başlayan büyük turda, önce Lozan Caddesi, ardından Refah Şehitleri Caddesi ve Halkipalas’ın önünden geçilir. Sağda Kablo Koyu görünür. Burası adını Burgazada’ya elektrik ileten sualtı kablosunun başlangıcından almıştır. Ardından Alman Koyu ve ada çöplüğünü görürsünüz. Sağa kıvrılan yolda karşınıza Terki Dünya Manastırı çıkar. Makarios Tepesi’ni geçip Çam Limanı’na ulaşırsınız. Yazları yatların uğrak yeri olan Çam Limanı, gerek rüzgara kapalı doğal yapısı, gerek yatların suya bastıkları sintineler nedeniyle yüzülemez haldedir. O yüzden denize girmek için heves etmeyin. Çam Limanı’nın yükseklerindeki yapı Heybeliada Senatoryumu’dur.

Son zamanlarda askeri bölge içine alınan Aya Yorgi Manastırı’nın yanından geçip iskelede biten büyük turun da fiyatı 7 milyon TL.

Yürümek isteyenlere:

İskeledeki çarşının arka tarafındaki Aya Nikola Kilisesi’nin önünden geçip, sağa dönerseniz Lozan Şehitleri Caddesi’ne çıkarsınız. Adanın dingin atmosferindeki eski evleri fotoğraf çekmek isterseniz eğer, size “memnuniyetle” poz vereceklerdir.

Halk Kütüphanesi sol tarafınızda. Biraz sonra bir dönemin ünlü yapılarından Karamanyan Oteli’nden geriye kalan ahşap yapıyı görürsünüz. Hemen solunda da İsmet İnönü evi…

Yolun sağ tarafında Halki Palas Oteli yükselir. Karşısındaki merdivenleri çıkıp bir patikaya ulaşırsınız. Çamlıklar arasından üst yola çıkıp, artık müze olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi ile burun buruna gelirsiniz.

Bakın, görün, dinleyin, koklayın, dokunun… Adada beş duyunuza birden seslenen, hepsine de ayrı tatlar kazandıran malzemeleri bulmakta hiç zorlanmayacaksınız…

,

taksim otelleri Filografi